Hürtepe Mağara

no images were found

            Tekin Küçüknalbant Hocam der ki, Mehmet Taşyalak teke avcılığı yaptığı dönemde Yedigöllere geçen bir mağaradan bahsediyormuş. Bozkayanın oralardan Yedigöllere geçermiş, mağaradan… Fotoğraflar üzerinden epeyce tartıştık, kafa yorduk ve son karar olarak bu bahsi geçen mağaranın olabileceği tek yerin Hürtepenin sağında kalan ve batı doğu istikametinde ki kayalıklar olabileceğine kanaat getirdik. 30 Temmuz 2025’de Dursun Şimşek, Umut Karkın, Selim Gürkan ve Abdurhanman Kara düştük hikayenin peşine… Yolun Hikayesi Umut Karkın’dan….

ALADAĞLARDA, AVCI MEMEDİN İZİNDE

Epeydir dağ hikayesi yazmadık, vakti zamanı geldi de geçti, iki satır yazmak lazım ki dağ bize biz de dağa küsmeyelim. Aladağlar ile ilgili her bilgi kırıntısının peşine düşüp, araştırıp yazıya döküp hikâye tadında kayda geçirmek boynumuzun borcu diye düşünüyorum.

Geçtiğimiz kış, hatırlamadığım bir zamanda Dursun hoca aradı. Sağdan soldan, havadan sudan, yazın yapmayı planladığımız işlerden bahsettikten sonra, beni çok heyecanlandıran bir hikayeden bahsetti. Bu arada bazılarının bildiği üzere Dursun hoca ellisinden sonra yıllardır yaşadığı Niğde’den Antalya’ya göçmeye karar verdi. Artık Batı Torosların doruklarını keşfediyor ve enfes fotoğraflar çekiyor. Ancak biz biliyoruz ki aklı da yüreği de Aladağlarda.

Telefon görüşmesi devam ederken ağzında ki baklayı çıkarttı!

Umi hocam (bu ben oluyorum), efendim hocam, Tekin Küçüknalbant’ı bilirmisin?, bilirim hocam ancak kendisiyle tanışıklığım yok, he işte bizim Tekin hoca bana birkaç kez bir hikayeden bahsetti, eee nedir hocam hikaye? Mehmet Amca vardı ya, Mehmet Taşyalak, Avcı Memet, evet hocam ünlü dağcı dostu Memet amca rahmetli, he işte o, eeee hocam, la anlatacaksan anlat şu hikayeyi 😊… dur dur anlatıyorum.

 Tekin hoca der ki, Mehmet Taşyalak teke avcılığı yaptığı dönemde Yedigöllere geçen bir mağaradan bahsediyormuş. Bozkayanın oralardan Yedigöllere geçermiş, mağaradan. Olur mu öyle şey hocam, öyle bir mağara mı olur, bu sanki imkânsız gibi, ne bileyim hikaye böyle, ne diyorsun yazın gidip bakalım mı? Tabi ki hocam böyle bir hikâyenin peşinden gidilmez mi?

Kendi adıma bu hikayeyi duyunca inanılmaz heyecanlandım, acaba böyle bir şey olabilir mi? Bozkaya’ya gittiğimde hiç öyle bir şey gözüme çarpmadı, gerçi ne kadar dikkatli bakmış olabilirim ki gibi bir sürü soru kafamda uçuşmaya başladı. 2024 yılında aramızdan ayrılan İsmet Öztürk hocam, Mehmet amcayı çok iyi bilir tanırdı, hiç bana bahsetmedi böyle bir şeyden, acaba bahsetti de ben mi atladım ki… gibi bir sürü soru…

Sonrasında ara ara Dursun hoca bölgenin fotoğlarını benimle paylaşmaya başladı, ben de bende ki fotolardan ona gönderdim ve fotoğraflar üzerinde tartışmaya başladık.

Tartışma epey uzun sürdü. Bozkaya’ya çıkmak için Kayacık Pınarından sonra Birinci Narpuz vadisine giriliyor ve ikinci Narpuz geçişine varmadan sağda kalan boğaza girilerek yaklaşık bir kilometre güneye doğru yükseldikten sonra boğaz doğuya dönüyor. Doğuya döndükten sonra sağınızda yani güneyde Kayacık Kayasını Emlere bağlayan kuzey duvarları ve üstünde sırtlar, doğuya doğru baktığınızda ise Hürtepeyi Emler tarafına bağlayan batı kayalıkları bulunuyor. Sol tarafta ise yani kuzeye doğru bakıldığında güzel bir yamaç ve üstte Bozkaya doruğu yer alıyor.

Fotoğraflar üzerinden epeyce tartıştık, kafa yorduk ve son karar olarak bu bahsi geçen mağaranın olabileceği tek yerin Hürtepenin sağında kalan ve batı doğu istikametinde ki kayalıklar olabileceğine kanaat getirdik. Zaten Tekin hocanın da anlattığı yerin buradan başka yer olmaması gerektiğini düşündük.

Bozkaya sırtına çıktıktan sonra sırasıyla Hürtepe kılçığı ve Hürtepeye çıkılıyor. Hürtepeden sonra yani Emler tarafına doğru ilerlediğinizde ve Hasta hocanın yaylasına doğru, kuzey doğuya doğru baktığınızda solda sırasıyla, Yanıçlı Teke Tepe, Kimmer Tepe, Yasemin Geçidi ve sonrasında Sema Tepe diye devam ediyor.  Hastahocanın gölüne inen bir vadinin solundan uzanan sırtın sonu ise Oğlak Kayasına gidiyor.

İşte bizleri heyecanlandıran mağaranın Bozkaya ve Hürteye çıkan boğazın bittiği yerde ki kayalıklarda olması ve oradan az önce tarif ettiğim Hasta Hocanın gölüne uzanan vadiye çıkması gerekiyor.

Bu arada Narpuz Vadisinden Bozkaya ve Hürtepe doruklarına çıkmak için girilen vadinin ismi bizde Kör Boğaz ancak Avcı Memedin oğlu Sadettin Taşyalak ile konuştuğumuzda oranın “KÖTÜ BOĞAZ” olduğunu ifade etti. Bundan sonra bizde de o boğazın adı Kötü boğaz olacak.

Aylarca fotoğraflar üzerinde bazı noktaları belirledik ve üzerinde ara ara tartıştık. Dursun hoca ne kadar heyacanlıydı bilmiyorum ama benim heyacanım ta ki bu faaliyeti yapana kadar devam etti.

Ve zaman geldi çattı, okullar kapandı, öğretmenlerin seminerleri bitti ve Dursun hoca koşa koşa geldi. Önce Kayseri’ye memleketine gitti sonra Teke Ana Kampa geldi. Ben de fırsat bulup bir hafta izin aldım. Artık yıllarca gizli kalmış bir efsanenin peşine düşmenin zamanı geldi.

Avcı Memedin izinde, dilden dile aktarılmış ve muhtemelen aşınmış bir hikayenin peşinde dağları adımlamanın zamanı…

Ama önce Türk Dağcılık Tarihinde önemli yeri olan Mehmet amcadan, Avcı Memetten, Mehmet Taşyalak’tan kısaca bahsetmek gerekir. Çamardı Çukurbağ köyünde 1922 yılında doğan, gençliğinde teke avcılığına başlayan ve bu sayede Aladağları adım adım bilen, atmışlı yıllarda dağcılarla tanışıp onlara babalık, rehberlik yapan, evini açan, para pulla işi olmamış bir koca adam. 2014 te aramızdan ayrılan dağcı dostu bir çınar…Eski dağcıların hemen hemen hepsinin ekmeğini yediği, suyunu içtiği, hikayelerini dinlediği, büyük dağcı dostu… Oğlu Sadettin abinin anlattığı gibi; köyün girişinde otobüs dağcıları indirirdi, paralı olanlar öteki tarafa, turizm şirketi sahibine doğru, parasız olanlar hep bizden tarafa!. Evet Sadattin abinin cümlesi babasını anlatmaya yetiyor sanki.

30 Temmuz 2025 Çarşamba günü Teke Ana Kamp’tan sabahın erken saatlerinde iki misafirimizle birlikte yola çıktık.

Ekip, Dursun Şimşek, Umut Karkın, Selim Gürkan ve Abdurhanman Kara

Aracımızı Karayalak Kamp Alanına kadar çıkarıp, Kayacık pınarına çıkan yoldan faaliyete başladık. Ekibimiz oldukça hızlı, çok geçmeden Kayacık Pınarını geçip Narpuz vadisine girdik. Patikadan biraz ilerledikten sonra sağda ki Kötü Boğaza giriş yaptık.

Amacımız kesinlikle zirve değil, mecbur kalmadıkça herhangi bir zirveye uğramayacağız ancak Hürtepe’den mecbur geçeceğiz.

Kötü Boğaza girdikten sonra yaklaşık bir kilometre yükselip sola, doğuya doğru dönen vadiden yükseliyoruz. Aylardan beri acaba var mı? Diye düşünüp durduğumuz yerdeyiz. Yanımda yüksek zumlu fotoğraf makinesi var, arada bir fotoğraf çekip büyütüp bakıyoruz Hürtepe’nin altında ki kayalıklarda mağara olduğunu düşündüğümüz noktalara. Birkaç yer belirledik bunlardan biri olabilir mi acaba diye tartışıyoruz, detaylı fotoğraf çekiminden sonra tek bir noktada karar kılıyoruz. Diğer karartıların mağara olmadığını çok geçmeden anlıyoruz ve vadi tabanından ilerlemeye devam ediyoruz.

Bozkaya zirvesi solumuzda kaldı, biz vadi tabanından ağır ağır, sağa sola baka baka, gözümüzden bir şey kaçırmayalım diye dikkat kesiliyoruz.

Vadi sonunda ki kayalıklara varınca tespit ettiğimiz noktanın bir mağara olduğunu görüyoruz ancak mağara derin değil gibi görünüyor.

Mağaraya ulaşmak için hem sağdan hem de soldan çıkış yapılabilir ancak bizim amacımız Avcı Mehmet ne yaptıysa onu yapmak. Kendi aramızda tartışıyoruz, biz avcı olsak nereden yaklaşırdık ve nereden tırmanırdık.

Mağarada keçi olsa ve bizim amacımız onlara yaklaşmak olsa herhalde yukarıda ki mağaraya göre biraz solda kalan kayalıklardan tırmanırdık diyerek tırmanmaya başlıyoruz.

Çok zor olmayan kayaları geçip mağaranın altına varıyoruz. Mağara beklediğimiz gibi ya da benim hayal ettiğim gibi değil. Hikâyede anlatılan gibi Yedi Göller Platosuna da geçen bir mağara değil. Hayal kırıklığına mı uğradık, hayır. Mehmet amca gibi düşünüp, elimizde yivli mavzerle nerelerden tırmanabilirdik diye düşüne düşüne onun izini takip etme çabasındayız.

Mağaraya ulaştığımızda hepimizin ağzı kulaklarına varıyor. Gerçekten çok ilginç bir oluşum. Genişçe bir balkonu andırıyor ve belli ki keçi yatağı çünkü çok fazla dışkı var. Aşağı yukarı 5-6 metre kayanın içine giren, 4-5 metre yüksekliği olan ve sağ tarafa yani güneye doğru 8-10 metre daralıp ilerleyen ve tam güneyinde bir iki kişinin rahatlıkla ayakta burabildiği yuvarlak çıkışı olan bir yer. Yani mağaranın batısında geniş bir ağzı ve güneyinde bir çıkışı var. Bu arada mağaranın içine oturduğunuzda bütün vadi ayaklarınız altında, kartal yuvası gibi.

Çıkışına gidip baktığımızda dağ keçilerinin rahatlıkla gezinebileceği şekilde ve yüzyıllardır patika haline getirdikleri dar patikalarla karşılaşıyoruz. İki üç metre arayla altlı üstlü daracık patikalar ve hepsinin sonunda onları kesen kaya kütleleri.

İyice inceleyip düşünüyoruz ve güneye açılan delikten inip 40-50 metre patikadan ilerleyip sonra tekrar karar vereceğiz. Bu arada patika dediğime bakmayın, epeyce dik bir kayalık duvarda bir patikadan dikkatli bir şekilde ilerliyoruz.

Gözümüzü ileriye diktik, geçmesi bizler için zor olan bir yer var, evet keçiler rahatlıkla geçer ama bizim için bir miktar tehlikeli. Gene de deneyebiliriz geçmeyi ancak bugün biz kendimiz değiliz ki… Avcı Memet ne yapardı ? Soru hep bu, çünkü biz onun izindeyiz. Bir hikayenin peşindeyiz.

Elli metre kadar ilerliyoruz, geçmesi zor olan yere geliyoruz ve diyoruz ki, Avcı Memed elinde mavzer tüfeğiyle buradan geçmezdi, geçemezdi ve bu kadar riske girmezdi. Peki ne yapmış olabilir diye epeyce düşünüyoruz. En mantıklı yol görece tırmanması kolay yerden yukarı doğru çıkardı diyoruz. Üç derecelik zorluğu belki bir iki hamlesi 3+ derecede olan kayalardan tırmanmaya başlıyoruz. Tırmandıkça mecburen kuzey tarafa doğru yöneliyoruz çünkü güney taraflarda dik duvarlar var. Kaya etabı bizi sola atıyor, sol taraf Bozkaya’dan Hürtepe’ye giden sırt hattı ve bizi Hürtepe kılçığına çok yakın bir yere çıkartıyor. Yedi Göller bölgesine akıllı uslu tek geçiş yeri de orası.

Kayaları geçtikten sonra, kendi aramızda yaptığımız tartışmada kesinlikle Mehmet amcanın elinde tüfek teke peşinde izlediği rotayı geçtiğimizi düşünüyoruz. Hatta bundan eminiz. Çünkü bu bölgede başka mağara yok ve izlediğimiz rota bir avcı için çok mantıklı. Bu rotayı da ancak Avcı Mehmet gibi tecrübeli avcılar izleyebilir.

Evet, Mehmet amcanın elinde mavzer önünde teke, izlediği rotadan yükseliyoruz ve Hürtepe kılçığından Hürtepeye çıkıyoruz. Artık Yedi Göller Platosu önümüzde. Aramızda hararetli tartışmalar devam ediyor ancak hem fikiriz ki yolumuz doğru.

Hürtepe’yi aşınca kuzey doğuya doğru baktığımızda, solumuzda Yanıçlı Teke Tepe, Sağımızda Oğlak Kayası ve bunların ortasında Hasta Hocanın Yaylasına giden vadi duruyor.

O ara cep telefonlarımızda ki haritalardan bir şeyi fark ediyoruz. Tam bulunduğumuz yerde “Can Kurtaran Mağarası” diye bir yer var. Hem bu mağarayı bulup kontrol etmek hem de ne olur ne olmaz bir de doğu yamacını tarayalım diyoruz. Aslında halen olur da başka bir mağara bulur muyuz hevesindeyiz 😊

Dursun hoca vadi tabanına iniyor, ben de ortalara doğru iniyorum, Selim abi ve Abdurrahman yukarıdan ilerleyerek yamacın doğu yüzünü tarıyoruz ama maalesef mağara bulamıyoruz. Bu arada Can Kurtaran mağarasının da yerini tespit ediyoruz. Hürtepeden sırttan Sema Tepeye doğru ilerlerken Kimmer Tepenin 200-300 metre altında mağaranın girişini görüyoruz ancak oraya gidip gelmek epeyce vakit alacağından dolayı başka zamana bırakıyoruz.

Belki hayal ettiğimizi bulamadık ama gene de Avcı Memedin izinden, adım adım onun geçtiği yerlerden geçtiğimizi ve Memet amcadan sonra sadece bizim geçtiğimizi düşünerek, Emler Doğu yamacına geçiyoruz.

Çok oyalanmadan Çelikbuyduran geçidinden Karayalak Vadisi ve Karayalak kamp alanına vararak faaliyeti sonlandırıyoruz.

Yanlış hatırlamıyorsam faaliyet günü akşamı Dursun hoca ve ben Nedim Urcan hocanın Çukurbağ’da ki evine ziyarete gidiyoruz. Nedim hocaya nereye gittiğimizi, ne aradığımızı yani hikayeyi anlatıyoruz ve Sadettin abiye de uğrayacağımızı söylüyoruz ama çok geçmeden Sadettin abi kendi evinin kapısında beliriyor. Hemen çağırıyoruz yanımıza ve ne koparırsak kardır diyerek başlıyoruz sormaya.

Yukarıda söylediğim gibi Sadattin abi Avcı Mehmet’in oğlu. Ona da hikayeyi anlatıyoruz ancak onun bu hikayeden haberi yok, gene de bize çok değerli bilgiler veriyor. Örneğin mağarayı aradığımız vadinin Kör boğaz değil “KÖTÜ BOĞAZ” olduğunu.

Bu arada, hikayenin peşinden giderken Tekin hocada bize ilginç bir bilgi verdi. Çukurbağ ve Demirkazık köylerinde mağaralara “keler” diyorlar. Örneğin Vali Konağı denilen yerin gerçek adı Sulağan Keler, yani içinde su bulunan sulu mağara anlamında.  Ben daha önce küçük çaplı bir araştırma yapmıştım bu keler isminin mağara ile ne alakası var mı diye ancak bir şey bulamamıştım. Bilindiği üzere Anadolu’da keler, kertenkele ye denir. Ancak Tekin hoca, keler isminin Aladağlara gelen Kelerman diye birinden dolayı öyle kaldığını ifade etti. Onun anlatımına göre Kellerman, Türkçeye çevrildiğinde depocu gibi bir anlama geliyormuş. İyi derece Almanca bilen bir arkadaşıma kelimeyi sordum, gerçekten “keller” depo, bodrum gibi bir anlama geliyormuş ancak Kellerman’ın muhtemelen isim olması gerektiğini iletti. Sonra küçücük bir araştırma sonucunda 1970’li yıllarda Walter Kellerman isimli Alman bir dağcının ülkemizde tırmanışlar yaptığını buldum. Bu Alman dağcı Aladağlarda mağaralarda konaklamış ve bölgede mağaraların ismi KELER olarak kalmış. Her ne kadar derinlemesine bir araştırma yapmamış olsam da Tekin hocadan aldığımız bu bilgiyi Sadettin abiye de sorduk ve o da Kellerman isimli bir dağcının bölgede tırmanışlar yaptığını ve mağaralara ondan dolayı keler denildiğini teyid etti. İlginç bir şekilde, Aladağlarda sıkça karşılaştığımız derinliği pek fazla olmayan ancak içinde barınma, saklanma imkanı veren oyukların isminin bir Alman dağcıdan kalmış olması epeyce garip. Acaba daha önceden bu oyuklara bölge halkı ne diyordu?

Mehmet Taşyalak’tan hikâyeyi aktaran ve bizi keşif için yönlendiren Tekin Küçüknalbant’a ve bu faaliyete katılan Selim Gürkan ve Abdurrahman Kara’ya teşekkür ederiz.

Dağlara gönül vermişlere, aramızdan göçüp gidenlere, ayak izlerini takip ettiğimiz Avcı Memede selam olsun…

Ruhu şad olsun…

 

Umut KARKIN

01/09/2025