Kayacık-Emler-Kızılkaya-Karasay-Eznevit Etkinliği / Aladağlar

no images were found

           Bu arada nereye çıkacağımız konusunda aşağı yukarı bir karar verilmiş durumda… ben Emler Batı Sırtlarından yani Kayacık kayasını Emlere bağlayan sırtlardan çıkarak Emler’e ulaşmak istiyorum, Dursun hocam ise Karayalak vadisinde kapı diye tabir edilen girişin solundan tırmanmak ve oradan Kayacık Kayası tarafına gitmek istiyor. Oğuzhan ise taaa İstanbul’dan Kızılkaya’ya tırmanmak için geldi… Yazıyı Hazırlayan: Umut Karkın

 

28 Temmuz 2019

Faaliyetin Adı: Bir günde beş dorukta NEFESLENİP ARINMA

Bu faaliyete nasıl karar verdik bilmiyorum, aslında karar da vermedik, sadece dağa gitmek ve orada olmak, havasını solumak, kutsalımız olan dağlarda olmak, bir çeşit meditasyon yani derin düşünme, arınma, huzur bulma, kendine gelme…

Biz üç kişiydik! Bedirhan yoktu, Nazlıcan’ın da işi çıktı ama biz gene de üç kişiydik, Oğuzhan, Dursun ve ben Umut 🙂

Sabaha yakın bir saatte doğuştan dağcı Lada Niva ile önce Oğuzhan’ı, sonra da Dursun hocayı evinden alarak düştük yollara. Lada Nivalar gürültülü araçlardır, bunun sebebi aslında safkan arazi araçları olmaları dolayısıyla araç içinde konuşmak için epeyce bağırmak gerekiyor. Bu duruma ise herkes alışkın. Dursun hocamla beraber epeyce biniştik benim nivaya, Oğuzhan ise yakın zamanda Maden Boğazı Karagöl yakınına kadar geldi benim araçla. Dolayısıyla bu durumdan kimse rahatsız değil. Hepimiz kulaklarımız ağızlarımızda dağa gitmenin sevinciyle sohbet ederek Çamardı Çukurbağ Köyüne varıyoruz.

Bu arada nereye çıkacağımız konusunda aşağı yukarı bir karar verilmiş durumda… ben Emler Batı Sırtlarından yani Kayacık kayasını Emlere bağlayan sırtlardan çıkarak Emler’e ulaşmak istiyorum, Dursun hocam ise Karayalak vadisinde kapı diye tabir edilen girişin solundan tırmanmak ve oradan Kayacık Kayası tarafına gitmek istiyor. Oğuzhan ise taaa İstanbul’dan Kızılkaya’ya tırmanmak için geldi.

Yolda gelirken Dursun hoca, arabayı Karayalak kampına çıkartmayalım, onun sağında bulunan yaylaya Alican Yaylasının soluna, Karayalak Kamptan görülen Gelincik Kayalarının arka tarafına çıkaralım dedi, ben de tamam dedim. Köyün içine geldiğimizde Google Dursun devreye girerek yol tarif etmeye başladı. Başta güzel sonra bozulan toprak bir yola girdik ve yükselmeye başladık, bir süre sonra yol bitti. Google Dursun, “bu niva her yerden gider, yola ne gerek var” dedi ve geven dikenlerinin üstünden ilerlemeye devam ettik. Gerçekten sağlıklı bir niva için yola gerek yoktu. Ağır dört çekerde yani arazi vitesinde, Karayalak kampının dengine kadar yükseldik, daha da yükselebileceğimiz bir yer yoktu.

Araçtan inip dağın havasını ciğerlerimize çektik. Saat galiba 06,30 civarlarıydı. Haydi bakalım varıp doruklarımıza kavuşalım diyerek başladık faaliyete.

Aracımızı park ettiğimiz yer Kocadölek/Emli tarafından gelerek Karayalak Kampına kavuşan patikanın çok yakınlarına denk düşüyor. Yürüyüşe başladıktan kısa bir süre sonra patikayı bulup Karayalak vadisine iniyoruz, çok geçmeden vadinin kapısına ulaşıyoruz.

Kapının solundan güneye bakan yamaca tırmanıp Kayacık Kayasına ulaşacağız. Buradan tırmanmak Dursun Hocanın isteği ve başlıyoruz tırmanmaya. Basit,  iki derece bazen üç derecelik kaya tırmanışlarıyla ilerliyoruz, tahmini bir saati biraz geçen bir sürede 300-350 metrelik etabı geçerek tırmanmaya devam ediyoruz. Önümüzde basit de olsa bir kaya etabı yok ancak Kayacık Kayasına ulaşmak için epeyce yükseklik kazanmamız gerekli. Vadi tabanından kayalık yamaca tırmanmaya başladığımızda irtifa aşağı yukarı 2440 metre ve Kayacık Kayası ise 3260 metreler civarında. Yani 800 metre civarı yükseklik kazanmamız gerekli.

Bir ısınma tırmanışı oluyor aslında zira yolumuz daha çok ama çok uzun…

Kayacık Kayasına varıyoruz. Ben buraya batısından çıkmış ve güneyinden inmiştim, güneyinden iniş yani bugün hep beraber tırmandığımız yer benim için tam bir işkenceye dönüşmüştü. Ben genellikle dağda bütün faaliyetlerimiVikiloc’a kaydeder ve paylaşırım.

Kayacık Kayasına batı tarafından doğaçlama tırmanmış ve güney tarafından gene doğaçlama inmiştim. İniş gerçekten sıkıntılı ve bunaltıcı olmuştu. Bazı yerlerde sıkışıp tekrar tırmanarak başka bir yol aramak zorunda kalmıştım.

Benim Kayacık Kayası içinvikiloc kaydını yapıp paylaştığımdan bir süre sonrainiş yaptığım, şimdi ise tırmandığımız taraftan AFADA bir mahsur kalma çağrısı yapılmış ve Afad mahsur kalanları dağın batı tarafını kullanarak indirmiş. Bu olay sonrası Dursun hoca beni aradı mahsur kalanların cep telefonundan bir rotayı takip ettikleri ama inişte sorun yaşadıklarını ifade ettikleri şeklinde duyum aldığını söyledi ve “Umut hocam galiba bu arkadaşlar senin oluşturduğun kayda güvenmişler” dedi. Bu olayın yaşanmasına üzülmekle beraber ben o faaliyette tek başımaydım yani kendimden başka sorumluluk yoktu ve yanımda ipim vardı. Vikilocta yer alan rota kaydının altına da inişin sıkıntılı olabileceğini, iyi kötü kaya tırmanış tecrübesi olanların tercih etmesini ve ip gerekebileceği konusunda not düşmüştüm.

Ve ilk zirvemiz olan Kayacık Kayasına ulaşıyoruz. Bu doruk Karayalak kampının hemen dibinden tırmanışa başlanan harika manzarası  olan bir yer ancak tercih edilen hatta bilinen bir yer bile değil. Bu doruktan Demirkazık Hodking – Peck kulvarının bütün detayları ile, Demirkazığın güney batı yamaçları tamamen görünür. Batıya baktığınızda ise bütün Çamardı ayaklarınınız altındadır. Güney doğuya baktığınızda ise harika bir kılçık hattı sizi Emler doruğuna doğru iç çektirir, geri inmek yerine o kılçıktan geçerek Emlere çıkmayı istersiniz. Ve biz az sonra onu yapacağız…

Buraya kadar sorunsuz ve hızlı bir çıkış oldu, hepimizin kondisyonu iyi sayılır tabi ki Dursun hocanın kondisyonu her zaman üst düzeydedir. Ben daha onun yoruldum dediğini görmedim !

Bu yamaçtan tırmanmayı Dursun hoca istiyordu ve yerine getirilmiş oldu. Faaliyetin istek/niyet kısmının üçte biri tamamlanmış oldu, mesafe kısmının ise daha çok başlarındayız.

Haydi bakalım muhteşem kılçıktan Emler’e ulaşalım.

Yolumuz daha çok uzun ama 2350 metredeyiz artık işimiz daha kolay diye düşünüyoruz. Kılçıktan ilerlemeye başlıyoruz. Çok geçmeden Dursun hoca daha sağdan ilerlememiz gerektiğini buyuruyor biz de uyuyoruz ama neden karşı çıkmadım bu fikre diye halen kendime kızıyorum :). Kılçıktan geçişler zor olduğundan biz biraz irtifa kaybederek yan geçmeye devam ettik. Dursun hocam daha üstlerde kaldı ve kılçık hattına yakın bir şekilde ilerledi.

Kılçıktan aşağılara inmeden önce ben aslında buradan devam etmemiz gerektiğini söylemiştim ancak Dursun hoca ileride bir çatlağın olduğunu ve oradan geçmenin zor olacağını ve mecburen irtifa kaybederek orayı geçeceğimizi söyledi. En iyisi şimdiden yan geçerek irtifa kaybetmek diye de ekledi. Oğuzhan ve ben irtifa kaybederek devam ederken Dursun hoca daha yukarılarda kaldı. Bir süre sonra Emler kütlesinin tam altına ulaştık. Derin olmayan bir vadinin sonundaydık ve bizi iki derecelik bir kütle bekliyordu. Dursun hocayla aramızda nereden baksanız elli metrelik bir yükseklik farkı oluşmuştu.

Ben aşağıdan kızıyorum, “yavv bizi buraya indirdi kendisi yukarıda kaldı, şimdi burayı nasıl tırmanacağız” biz diyerek hayıflanıyorum, ha bu arada – o geçemeyiz dediği çatlağa da baktı.

Neyse zar zor, yorgun argın, kıçımızdan soluyarak tırmanmaya başladık, yarım belki bir saat geçtikten sonra Dursun hocayla yolumuz kesişti ve küçük bir molayı hak ettik. Ha kesişti derken yanlış anlaşılmasın o bizi yukarıda bekledi biz aşağıdan onun yanına çıktı. Neden ? Çünkü o hiç inmemişti 😊

Ben soruyorum;

  • Hocam çok zorlandık, durduk yere tırmandık burayı sanki. Çatlaktan geçilemez dediniz, saldınız bizi aşağıya. Nasıl gerçekten geçilemez miymiş?

Dursun hoca;

  • Evet hocam, kem küm, eee… biraz uğraştırırdı ama geçilirmiş oradan 😊
  • Ama ben dediydim hocam indirmeyin bizi aşağıya diye…

Herhalde şeytan azapta gerek diye düşündü ki bize bu çileyi hak gördü 🙂

Yolumuz daha uzun haydin bakalım diyerek, devam ettik, basit kaya tırmanışlarıyla ve öğlen saatlerinde Emler Doruğu 3723 metre de yerimizi aldık.

Böylelikle faaliyetimizin istek/niyet kısmının üçte ikisi tamamlanmış oldu ancak gerçekte daha yarısına bile ulaşamadık. Benim isteğim olan batı kılçık hattından geçilerek Emler’eulaşarakikinci zirvemize de varmış olduk.

Güzel bir öğlen molası veriyoruz. Dursun hocam çıkınından harika kıstırmaları (ekmek arası peynir, salatalık, domates, yeşillik) çıkartıyor ve bize birer tane veriyor. Dursun şefin harika kıstırmalarından sonra biraz daha vakit geçiriyor ve kendimize geliyoruz. Birkaç fotoğraf çektikten sonra tam karşımızda duran Kızılkaya için 500 metre alçalıp 550 metre tırmanmamız gerekiyor, daha işimiz uzun.

Emler Doruğu, Aladağların en çok çıkılan doruğu olma özelliğinde ve Aladağların dördüncü en yüksek doruğudur(3723 m.). Özellikle yaz çıkışları klasik rotası düşünüldüğünde, teknik bir bilgi ve beceri gerektirmeyen ancak uzun ve yorucu bir faaliyet ile yapılabiliyor. Trans dedikleri Aladağlar batı – doğu hattı geçişlerinde mutlaka uğranan bir zirve ve bilindiği üzere hemen altı Yedigöller platosudur.

Emler zirvede konuşurken acaba Karasay ve Ezneviti de yapıp, Eznevitin güney yamacından inip araca varsak olur mu ki diye sohbet esnasında konuştuk. Önceliğimiz Kızılkaya’ya çıkabilmek sonrasında vakit ve derman kalırsa bakarız deyip inişe geçtik.

Emlere çok belirgin bir patika çıkar ve patika tam karşımızda dururken biz zirvenin tam güney ucundan inmek için hayli uğraştık ve zaman zaman doğu tarafına doğru dönerek aşağı çarşaklara inmeyi başardık. Bunu neden yaptık halen anlamıyorum. Belirgin patikadan koşarak inmek varken neden kayalardan inmeyi tercih eder insan?

Faaliyetlerde yiyecek ve su aslında önem sırasında başı çeker, her ikisi de çok önemlidir ancak yaz faaliyetlerinde su tabi ki çok çok önemli. Bu kadar uzun bir faaliyette nereden baksanız 4 litre su taşımak gerekli ama biz ikişer litre suyla hareket ettik sebebi ise tahmin edileceği üzere Emler ve Kızılkaya’nın tam ortasında ki Çelikbuyduran pınarı. Pınara ulaşıp elimizi yüzümüzü güzelce yıkıyor ve susuzluğumuzu gideriyoruz. Yetmiyor midemize biraz daha stokluyoruz çünkü halen yolun yarısında bile değiliz.

Çelik buyduranın hemen üstünde bulunan geçitten geçerek, karayalakvadisinin  aşağıdan gelişle sağ tarafında bulunan sırtına yan geçiş yapıyoruz. Buranın adı Karasay Geçidi olarak geçiyor. Karasay geçidinden sola baktığınızda Kızılkaya klasik rota setlerini görürsünüz. Sağ tarafa devam ettiğinizde ise sırasıyla Karasay ve Eznevit doruklarına ulaşırsınız. Geçitten aşağı inerseniz ise Emli Ormanı yada Bölük ormanı denilen ormanın sonuna yani Koca Döleğin az aşağısına, Parmakkaya Vadisinin karşısına inerseniz.

İstek/niyet kısmının üçüncüsünü gerçekleştirmek üzere, geçitten sola, Kızılkaya’nın setlerine doğru tırmanmaya başlıyoruz. Klasik rota olarak yelken kaya denilen kaya çıkıntısının üzerinden veya sağ altından gösterilir ama setlerde size kolay gelen yerlerden tırmanabilirsiniz. Kızılkaya’nın güney yüzü olduğu gibi klasik rota sayılır, canınız nereden istiyorsa, neresi size kolay geliyorsa tırmanabilirsiniz. 

Ben daha önce Kızılkaya’yı solo tırmanmıştım, o tırmanışta neler yaşadığımı an be an hatırlıyorum. O gün güzel bir gündü bugün ise daha güzel bir gün.

Ve nihayet sabah 06.30 da başladığımız faaliyetimizin istek/niyet kısmının sonuncusunun doruğundayız. Başlangıç saatinden bu yana tam olarak 9 saat geçmiş, saat 15.30. Artık hafif bir yorgunluk hissi geliyor bizlere. Bizlere derken Oğuzhan ve bana, Dursun hocanın lügatinde yorgunluk maddesi yer almıyor.

Böylelikle hepimizin istekleri yerine getirilmiş oldu, çok uzaklardan (İstanbul) Kızılkaya Doruğu için gelen Oğuzhan muradına ermiş, bizler ise bir kez daha Orta Torosların en yükseğinde olmaktan dolayı oldukça mutluyduk.

Saat çok geçmeden aşağıya inmek gerekiyor çünkü daha bitmedi! Karasay ve Eznevit’e de uğrayıp, Eznevit güney tarafından yaylaya inmeye karar verdik.

Son verdiğimiz kararın mantıkla bağdaşır hatta yakınından geçer bir hali yok. Güya sırt hattı boyunca rahat rahat ilerleyecek ve Eznevit güney batı rotasından inivereceğiz 😊. Nasıl olsa dağdan ineceğiz, ha Karayalak vadisinden ha Karasay ve Eznevit sırtlarından, en fazla bir iki saat fark eder diyoruz ama biliyoruz ki o kadar basit değil..

İniş için çamdanda taşıdığım 60 metrelik ipi kullanıyoruz. Rota üzerinde çakılmış olan sikkelerden, kum saatlerinden faydalanarak hatta bazılarına takviye ipler takarak inişi gerçekleştiriyoruz. İnişimiz çok sürmüyor tahmini bir saati biraz geçiyor.

Saat öğleden sonra beşi geçti ve biz Karasay geçidindeyiz. Yukarıda verdiğimiz mantıksız kararın ne kadar mantıksız olduğunu teyit edip içimize sindirdikten sonra, haydi bakalım yolumuz uzun devammm diyerek Karasay’ın yolunu tutuyoruz.

Ben yakın zamanda Kazbek ve sonrasında Verçenik dağlarında faaliyette olduğum için kondisyonum gayet yeterli. Dursun hocanın öyle bir derdi hiçbir zaman olmadı, Oğuzhan ise daha hiç teklemeden faaliyeti sürdürüyor.

Karasay geçidinden Karayalak vadiye yönelip inişe geçsek en fazla iki bilemedin üç saat sonra arabada olabiliriz ama neden mantıklı bir şey yapalım ki 😊

Ve Karasay sırtında faaliyete devam ediyoruz. Yavaş yavaş yorgunluk belirtileri başlıyor, karşıma çıkan en küçük tırmanışlarda bile bacaklarımın ağrısını hissetmeye başladım. Sıralama şöyle; en önde Dursun hoca, bir dönüm arkasında ben ve bir dönüm arkamda Oğuzhan şeklinde sırt hattının güvenliğini almış olarak ilerliyoruz 😊

Öncü kuvvet Dursun hocaKarasay zirvesine varıyor. Zirvenin güvenli olduğu teyit edildikten sonra ben ve Oğuzhan sırasıyla zirveye varıyoruz. Fotoğraf ve kısa bir dinlenmeden sonra yolumuza devam ediyoruz. Düzeni asla bozmuyoruz, asker disiplini ile aşağı yukarı birer dönüm arayla ilerliyoruz ancak sadece adım atmaya çalışan birer yaratık halini alıyoruz, Dursun hoca hariç 😊

 Ve gün batmadan Eznevit zirveye ulaşıyor, faaliyetimizin beşinci doruğuna adım atıyoruz. Nihayet planımıza göre başka çıkılacak doruk kalmadı artık ineceğiz…Birbirimizi beşinci kez tebrik ettikten sonra inişe geçiyoruz, inişte birbirimize yakın gidiyoruz. Hava halen aydınlık hatta karanlığın çökmesine en az bir saat var. Hızlı hareket etmeye çalışıyoruz ancak öyle yorgunluk çöktü ki artık adım atmıyor kendimizi bayır aşağıya salıyoruz.  Dursun hoca hariç…

Eznevit sırtlarından inerken geçtiğimiz kış yaşanan çığ olayının nerede gerçekleştiği konusunda Dursun hoca bilgi veriyor ve 500-600 metre aşağılarda cenazenin ortaya çıktığı yeri de gösteriyor.

Eznevit güney yamaçlarından inmek dikkat isteyen bir iş. Devasa bir kaya bloğundan iniyorsunuz ve satıhtaki bütün taşlar bir misketmiş gibi ayağınız altından yuvarlanıyor. Sürekli dikkatli basmaya çalışmak zaten yorgun olan bedenlerimizi iyice perişan ediyor. Dursun hoca hariç…

Zaman geçtikçe, sırtlarda ki düzene geçiyoruz.. Önder Dursun hoca, bir buçuk dönüm arkasında ben ve gene bir buçuk dönem kadar arkamda Oğuzhan olmak üzere emniyetli bir şekilde görevimizi sürdürüyoruz.

Sarı Memedin üzerindeki yayladan Eznevit tarafına bakıldığında yaklaşık 2800 metrelerde büyükçe bir kaya bloğu görünür, ha işte onun inişte sağ tarafından harika bir ince çarşak iner. Onca saattir dikkatli inmeye çalışan beden ve beyin o çarşağı elli metre gerisinden görüp öyle bir sevinir ki… ohh hiç dikkat etmeden bedeni boşa alıp salacağım aşağıya diye.

Dursun hocam, kaya bloğunun altına indi ve küçükçe bir başka kayanın dibine çöktü ve bize bakıyor. Galiba yoruldu artık ya da ayıp olmasın diye oturdu. Aramız çok yok, ben ince çarşaktan olanca hızımla inmeye başladım bu arada hava alaca karanlık, derken karardı ve artık pek bir şey göremez oldum. Dursun hocayla aramızda yüz metre ya var ya yok ancak bir türlü ona ulaşamıyorum. Hayret ede ede bütün gücümü toplayıp inişe devam ediyorum ama kısacık mesafeyi aşmam bence epey zaman alıyor ya da gerçekte her saniye artık bende beş katına çıktı. Zor da olsa Dursun hocanın yanına varıyorum ve soruyorum. – Hocam yoruldunuz mu? Biraz yoruldum hocam. Adam yorulmuş, büyük bir gelişme, hem de çok büyük bir gelişme. Dursun hoca yorulduysa beni ve Oğuzhan’ı oraya gömün gitsin zira biz ölmüşüz demektir.

Oğuzhan’da benimle aynı şartlarda yanımıza ulaşınca, biraz mola veriyoruz. Hava iyice karardı artık kafa fenerleriyle birbirimize oldukça yakın yürümemiz ve öncümüz Dursun hocanın peşinden gitmeliyiz.

Halen irtifa kaybediyoruz, aşağıda bir patika olmalıymış ve o patika otobana benzer bir şeymiş, yokuş çıksak da hissetmezmişiz. Öyle güzel bir açıyla oluşturulmuş ki bacaklar hiç dert etmeden bizi Lada Nivaya götürürmüş…bunları kimse söylemedi ben salladım :), ama gerçekten ana bir patika varmış. Epeyce yükseklik yitirdikten sonra patikayı halen bulamadık. Bir sürü koyun patikası var ve oralardan yürümek bile öyle zor geliyor ki sormayın. Hava inadına çok karanlık, kafa fenerinin aydınlattığı alanın harici bizden değil.

Biz halen patikayı bulamadık daha doğrusu Google Dursun patikayı bulmakta zorlanıyor ama istikametimiz doğru. İstikametimizin doğru olduğunu sezebiliyorum derken sevindirici bir şey oldu çobanlara yaklaştık ve davar köpeği başladı hırlamaya havlamaya. Demek ki insanların yaşadığı yüksekliğe inebildik :).

Ben yerden taş alıyorum, köpek saldırırsa acımadan taşı vuracağım köpeğe ama yerden aldığım elli gramlık taş bile bana ağır geliyor. Dursun hocam aman taş atmayın bir şey yapmaz o bize diyor ve gerçekten köpek bize çok yaklaşmıyor bile. Belli ki o da korkuyor kim bunlar diye.

Bir süre sonra bahsi geçen patikayı buluyoruz, geniş güzel bir patika. Bu patika Koca Dölek’ten, Karayalak Kampa kadar gelen bir patikaymış ama ben o patikayı hiç geçmedim. Artık Nivaya çok az kaldı biraz sonra arabanın yanında oluruz, herhalde !

Patika bizi bir yere indiriyor ama ben bir türlü nerede olduğumuzu anlayamıyorum. Bu noktada Dursun hocayla fikir ayrılığına düşüyoruz.

  • (Ben) Hocam şu tarafa gitmemiz lazım..
  • (Dursun Hoca) Yok yok şöyle tırmandık mı arabayı bulacağız.
  • (Ben) Ya hocam arabayı bulmak için neden tırmanalım, bu pek doğru gelmiyor bana, eminmisiniz?
  • (Dursun Hoca) Eminim, eminim, güvenin bana..
  • (Ben) Peki hocam ama araba orada değilse artık adım atamayız biliyorsunuz çok yorulduk..
  • (Benim iç sesim) La adam bizi gerisin geriye geldiğimiz yere çıkartıyor, biz bu arabayı bulamayız, sabaha kadar dolanır dururuz buralarda, adam akıllı Karayalaktan in gel gündüz gözüyle, ne edecenKarasay’ı, Eznevit’i…aha şimdi zifiri karanlıkta araba ara dur.Kafımızı….

 

Önümüzde basit bir tırmanış var, tırmanış dediğim patikadan biraz yokuş çıkacağız ve zor da olsa çıkıyoruz. Ve araba oracıkta duruyor, inanamıyorum. Hepimiz arabaya ulaşmamıza çok sevindik ama ben halen anlamadım arabayı nasıl bulduğumuzu. Benim dediğim tarafa gitseymişiz eğer Karayalak vadisinin içlerine kapıya doğru yürümüş olacakmışız 😊, sağolvarol Google Dursun. Saat zannedersem 23 civarları.

Lada Nivayı çalıştırıp köy tarafına iniyoruz ara ara yolları karıştırıyoruz hatta yolu bulamayıp yolsuz yerlerden geçiyoruz ama en sonunda düzgün bir yol bulup Çukurbağa, oradan Niğde’ye gidiyoruz. Arabayı kullanmak benim görevim ve ben bende olmadığımdan ancak 50-60 km hızla arabayı kullanabiliyorum. Geçenin bir yarısı Niğde’ye varıp evlerimize dağılıyoruz.

 

Bitti !Bittik ! Dursun Hoca bile bitti 😊